Bitliste Spor - Bitlis Atletizm, Kayak, Van Gölü, Su Sporları, Bitlis Spor, Özgüzeldere sablon
Bitliste Spor - Bitlis Atletizm, Kayak, Van Gölü, Su Sporları, Bitlis Spor, Özgüzeldere Bitliste Spor
  Duyurular :
Bitlis Gençlik Spor'un Haberi Yalan Çıktı II Şahin Hocanın Talebeleri Fırtına Gibi Esiyorlar II
Açılış Sayfam Yap II Sık Kullanılanlara ekle
Bitliste Spor - Bitlis Atletizm, Kayak, Van Gölü, Su Sporları, Bitlis Spor, Özgüzeldere Untitled Document
Menüler
Anasayfa
Bitlis Hakkında
Bitlisin Spor Tarihi
Tüm Haberler
Röportajlar
Foto Galeri
Ziyaretçi Defteri
Başarılı Sporcular
Linkler
İletişim
Anket
Bitliste Spor - Bitlis Atletizm, Kayak, Van Gölü, Su Sporları, Bitlis Spor, Özgüzeldere İlimizde yapılacak bir spor paneline ihtiyaç varmı?
Evet var
Hayır yok


Serdar Durer



Önceki Genel Yayın Danışmanımız, Bitlisli spor yazarlarımızdan değerli hocamız Serdar Durer’le sizler için bir söyleşide bulunduk. Serdar Durer’le çok şey konuştuk… Toparlayabildiklerimizi sizinle paylaşıyoruz.


Bitlistespor.com: Sayın Durer öncelikle biraz kendinizden bahsedermisiniz?


Serdar Durer: 1982 Bitlis doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Bitlis'te tamamladıktan sonra, 2003-2004 Eğitim ve Öğretim yılında Gazi üniversitesi spor yüksekokulunu derece ile kazandım. 2006- 2007 Eğitim ve öğretim Yılında Gazi üniversitesinden mezun oldum. 1992 yılında ilk okul 4. sınıfta iken, okul Atletizm takımına seçilerek spor hayatıma başlamış oldum. 2000 yılından bu yana Atletizm Türk Milli takımında Gençler ve 23 yaş altı  kategorilerinde defalarca ülkemizi başarıyla temsil ettim. Yaklaşık 60 defa ilimiz adına Türkiye şampiyonalarında kürsüye çıktım. Ayrıca büyükler branşında defalarca A Milli olarak görev yaptım. Defalarca ulusal ve uluslararası yarışmalarda İlimizi ve ülkemizi temsilen takım halinde ve ferdi olarak kürsüye çıktım. 2001 yıllında Amerika'dan New York City Iona College'den onların spor programını takip etmek ve onların adına koşmak için resmi teklif aldım. Rekreatif Etkinliklerde Liderlik ve Bitlisin Spor Tarihi olmak üzere, yakın süreçte yayınlanacak iki kitap yazdım. Rekreatif Etkinliklerde Liderlik yayınlandığı vakit Türkiye'de bu alanda yazılmış ve yayınlanmış ilk çalışma olacak. Bitlis'in spor tarihi isimli çalışma ise ilimizin uzun yıllardan bu yana çok ciddi bir eksiği olup, yayınlandığı vakit ilimizin bu alanda yazılı ilk çalışması olacak. İlk defa ilimizin spor tarihini araştırıp yazdım. Bu araştırmam devam etmektedir. Bölgemizin sporu ve gençliği ile ilgili birçok konuyu kaleme aldım. Bu makaleler çeşitli süreli ve süresiz yayımlarda yayımlandı. Spor konularının yanı sıra, çeşitli fikir ve düşünce yazıları da kaleme almaktayım. Bugüne kadar 10'a yakın sivil toplum örgütünde çeşitli kademelerde faal olarak görev yaptım. TBMM ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli kurumlara başta Milli sporcular ile ilgili olmak üzere çeşitli taslak ve projeler sundum, bunlardan bazıları hayatiyet kazandı. Yaklaşık dört yıl Türkiye'de ki Milli sporcuların sözcülüğünü yaptım. Halen Spor Yazarlığı ve Spor Araştırmacılığı mesleğini icra etmekteyim.


Amerika’dan size resmi teklif geldiği vakit neden gitmediniz?


Dönemin Bitlis Valisi Uğur Boran beni destekliyordu. Bu sebeple gitmeyi hiç düşünmedim. O sıralar İngilizceyi bilmiyor olmamda ayrı bir sebepti. Vali Boran sadece beni değil, ilimizin bütün sporcularını, kulüplerini, hatta sadece sporcuları değil, sanatçıları da destekliyordu. Birde bazı şeyler vardır; kariyerden çok daha önemlidirler. O yıllarda ilimizi uluslar arası yarışmalarda Milli takım düzeyinde temsil eden tek sporcu idim. Aslında benden önce Kayak dalında ilimizden Milli sporcular yetişmiş fakat o dönemler kayak sporunda da ilimiz bayağı durgunluk içerisinde idi.


Bu başarıları elde ederken sizi kimler destekledi?


Eski Valimiz Uğur Boran maddi anlamda beni destekliyordu. Fakat başta hemşerilerimiz olmak üzere çok değerli dostlarımız ve ağabeylerimiz tarafından sürekli manen desteklendiğimin de altını çizmekte yarar görüyorum. Buda yetti tabi.


Bu başarılarınıza rağmen hiç sponsorunuz olmadı mı?


Hayır olmadı.


Peki neden bir sponsor aramadınız? Yada neden kimse size sponsorluk yapmadı?


İyi sporcu olmakla, iyi pazarlamacı olmak ayrı şeyler. Sizde iyi biliyorsunuz ki reklamcılar bir taş parçasını bir pırlanta gibi pazarlayabilirler. Tabi bu sadece sporcular için geçerli değil, sanatçılar, siyasetçiler, bilim adamları ve değişik alan yada meslek grupları içinde geçerli bir durumdur. Bir çok iyi sanatçının icra ettiği sanat tanıtılmadığı için unutulmuşlardır. Fakat menajerleri yada çalıştıkları şirketler tarafından iyi tanıtılan ve olduklarından fazla gösterilen nice vasat sanatçılar sürekli gündemde kalmışlardır. Buda onları hak ettiklerinden fazla bir yerlere getirmiştir. Sporda bu şekildedir.


Hocam kardeşiniz Gökhan Durer’de sizin gibi Milli Sporcu, hatta geçen yıl Bulgaristan’da yapılan Balkan Şampiyonasından ikinizde Türkiye’ye madalya ile dönmüştünüz. Gökhan gençlerde, sizde büyükler branşında kürsüye çıkmıştınız. Türk spor tarihinde galiba bu bir ilk olmuştu. Gökhan’la ilgili neler söylemek istersiniz?


Gökhan’ın spora başlaması içinde barındırdığı ilginçliklerle başlı başına bir tez konusudur. Şimdi bu ilginçlikleri anlatıp kafanızı şişirmeyeyim. Hem kendisi anlatırsa daha güzel olur. Fakat kısaca şunları ifade edebilirim. Gökhan’ı lise tahsilini yapmak üzere kendimle Ankara’ya götürmüştüm. Çünkü ben Bitlis’ten gittikten sonra Gökhan derslerini sallıyordu. Ankara’da okul kaydını yaptım, antrenmanlarına da devam ediyordu. Spor hayatının daha ilk altı ayını doldurmadan Türkiye şampiyonu oldu. Spor hayatının ilk yılında sekiz defa başta Türkiye şampiyonaları olmak üzere birçok önemli yarışmada kürsüye çıktı ve Milli takıma seçildi. Gökhan hakkaten büyük bir yetenek. Yine Bitlis’te çok yetenekli hem atlet, hem kayakçı, hem de diğer branşlardan gençlerimiz var. Atletlerimizden mesela Fahri, Mahmut, Alper, Rahmetullah, Osman, Rıdvan, Yunus, Naif yine eskilerden İhsan, Sedat, Sertaç, Serhat, Mehmet, Alparslan, Ecevit, Ercan, Vedat, Kenan, Mustafa, Gazi, Sinan büyük yeteneklerdi.


En büyük hayaliniz nedir?


Bitlis’te ki kahvehanelerin tek tek kapandığı günleri görmek. Çünkü işsizlik ve uğraşsızlık yüzünden insanlarımızın kahvehanelerden başka gidecek yeri kalmıyor. Buda başta dedikodu olmak üzere, Bitlis’te birçok olumsuzluğun vücut bulmasına yol açıyor. Birde Bitlis’in çevresindeki dağların yemyeşil olduğunu görmek isterdim.


Ne olmak isterdiniz? Yada bundan sonra ne olmak istersiniz?


Hemşerilerim başta olmak üzere, bütün iyi insanlara faydalı olabileceğim bir yere gelmek isterdim. Unutmadan belirteyim benden iyi bir temizlikçide olur. Hatta çöpçüde diyebiliriz.


İlginç, neden çöpçü?


Temizliğin hakikaten imandan geldiğine inanırım. Sadece kişisel temizliğe değil, yaşadığım yerin, çevrenin, memleketin temizliği ile de bugüne kadar hep ilgilenmişimdir. Yazılarımda da bu konuya birçok kez yer vermişimdir. Kaleme almakla kalmayıp, bizzat kendim herkesin yaşadığı çevrenin temizliği ile yakından ilgilenmesi gerektiği ile ilgili maddeler halinde etkileyici notların olduğu 5000 “Beş bin” adet broşür bastırıp Bitlis’te gençlerle birlikte bir defasında dağıtmıştık. Önümüzdeki günlerde tekrar böyle bir çalışma içerisinde olabiliriz. Unutmadan talebe iken Ankara’da Yeni Mahalle Belediyesinin gönüllü çevrecilerinden biri idim. Her işin mutlaka kutsal bir yanı vardır fakat temizlik işinin daha kutsal bir vazife olduğuna inanıyorum.


Peki hocam politikaya atılmak gibi bir düşünceniz varmı? Belki bir gün Bitlis Belediye başkanı olursunuz. Hem Bitlis ile ilgili kafanızdaki projeleri daha rahat hayata geçirebilirsiniz.


Bakın genç kardeşlerim sizi severim. Böyle sorular istemiyorum…


Bu soruda ne var ki hocam?


Ya benim yaşım kaç ki? Sonra, bizim buralarda sizde iyi biliyorsunuz ki belli bir yaşa gelmeyen kişilere çocuk gözüyle bakılıyor.


Ama hocam siyasi yazılarınız, sonra TBMM’de Milli sporcular ile ilgili basın toplantılarındaki konuşmalarınız, yine çeşitli siyasi gazete ve dergilerde çıkan fikir ve düşünce yazılarınız büyük ilgi görüyor.


Güzel kardeşlerim beni sıkıştırmaya mı çalışıyorsunuz? Fikir ve düşünce yazılarım başka, siyaset başka. Sonra bu yazılarım, açıklamalarım yada konuşmalarım kimseden daha fazla bilgili, olgun yada başarılı olduğumu göstermez. Herkes düşünür ama birileri yazar, yada konuşur. Sonra bir insan 40 yaşına gelmeden yeterince olgunlaşmaz. Siyaset her şeyden önce bir olgunluk işidir. Tabi bunun yanında iktisadi güçte lazım. Yine doğru zamanda doğru kişilerle yola çıkmak lazım. Yani bunu komplike bir konu olarak ele almak lazım. Avrupa’da 25 yaşında parlamentoya giriliyor bu doğru, fakat ülkemiz henüz buna hazır değil. Gençlere güvenenlerin sayısı ülkemizde hayli az. Bu güvensizlik gençlerde sorumluluk duygusunu azalttığı için olgunlaşma yaşımızda yükseliyor.


Yani ben hazır değilim mi diyorsunuz?


Evet. Sadece hazır olmadığımı söylemiyorum. Böyle bir düşüncemin yada hedefimin olmadığını da ayriyeten belirtmek istiyorum.


Hocam uzun yıllar Bitlis’te Gençlik ve Spor il müdürleri ile sorunlar yaşadınız. Şimdide bu makam için sizin isminiz geçiyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?


Yanlış bir soru oldu. Benim ilimize gelmiş olan Gençlik ve Spor İl Müdürlerimizle hiçbir vakit hiçbir problemim olmamıştır. Yalnız o kurum içerisindeki kendisini bilmeyen bir, iki kişi hep ortalığı karıştırdılar. Beni yanlış tanıttılar. Buda bazı olumsuzlukların vücut bulmasına yol açtı. Atalarımızın dediği gibi “Bin tane yiyenin ama bir tane diyenin olmasın.” İşte bu kişi yada kişiler yüzünden maalesef yanlış anlatılıp, yanlış tanıtıldım. Tabi bu kişiler il müdürlerimizi de bize kötülüyor, çeşitli açıklarını anlatıyorlardı. Hatta hiç unutmam sporcu arkadaşlarımızla öyle doldurulduğumuz zamanlar oluyordu ki bu il müdürlerimize yada kötüledikleri mesai arkadaşlarına saygımız bile kalmıyordu. Yani benim bazıları ile ihtilaf halinde olmam onların işine geliyordu. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu hakkın rahmetine kavuşmadan önce bir mitinginde bazıları için şu sözleri sarf etmişti. “Üç günlük dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.” Demişti. Maalesef hayatımız fırıldaklarla uğraşmakla geçiyor.


Sonra bu il müdürlerimiz Bitlis’ten ayrıldıktan yada emekli olduktan sonra çeşitli yerlerde bir araya geldiğimizde benim kendilerine yanlış tanıtıldığım bizzat kendileri tarafından üzülerek ifade edildi. Bana karşı yanlış tutumlar içerisine girdiklerini ve bunu sonradan fark ettiklerini söylediler. Bu sebeple önceki il müdürlerimiz hepside benim ağabeylerimdir. Burada iken yanlış tutumlar içerisine girmiş olmaları hiç önemli değil, kendilerine sevgimde, saygımda aynı şekilde devam etmektedir. Hepsine sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşam diliyorum. Bu kişi yada kişiler bırakın il müdürlerini beni kendi Babamla bile küstürdüler. Abartmıyorum onların yüzünden üç yıl Babamla konuşmadık. İki yıl hiç Ankara’dan gelmediğim zaman oldu. Eve geldiğimde Babam bana nasılsın Serdar bile demedi. Allah her şeyi görüyor kimsenin ahını kimsede bırakmaz. Ben yinede onlara iyilikler diliyorum.


Peki hocam neden böyle oldu? Birde sizin adınız şimdi Bitlis Gençlik ve Spor il Müdürlüğü için konuşuluyor. Az önce bunu da sorduk cevap alamadık. Bir mahsuru yoksa bunu da cevaplayabilir misiniz?


Önce birinci soruya cevap vereyim. Bazı insanlar sizi devletin imkanları ile bir müsabakaya götürdükleri vakit yada bir çay, yada bir yemek ısmarladıklarında sizi artık kendi köleleri gibi görmeye başlıyorlar. Bak seni yarışmaya götürdüm, sana yemek ısmarladım, sana ellerimle portakal soydum gibi son derece aşağılık bir duruma düşebiliyorlar. Bir süre sonra siz bundan sıkılıp yav yeter ha, ne istiyorsun? Dediğiniz vakit ipler kopuyor. Fakat bu kişiler şunu unuttular; elde ettiğimiz başarılar sayesinde bir değerleri oldu. Şunu da unutmayayım; bu kişiler sadece benim değil birçok kişinin arkasından iş çeviriyorlardı. Hatta birbirlerinin bile arkasından, aman neyse…


İkinci sorunuzun cevabına gelelim; şuan görev başında olan bir il müdürümüz var. Değerli biri olduğu kanısındayım. İlimizin sporuna hizmet edecek şevki de kendisinde görüyorum. Bunu konuşmak yerine bu il müdürümüzün başarılı olabilmesi için kendisine destek olmamızın daha doğru olacağını düşünüyorum. Benim Spor il müdürü olmam önemli değil, önemli olan ilimizin sporuna ve gençliğine hizmet edecek kalite ve kabiliyettin ortaya konabilmesidir. Sonra benim şartlarım henüz olgunlaşmış değil. Her şeyin hayırlısı olsun, mevki makam hikaye... İsteyen bir şekilde yine hizmet eder. Yeter ki adam olsun. Ulu önder Atatürk Adam olmayana ithafen derki; Bir adam ki büyük olmaktan bahseder benim hoşuma gitmez, bir adam ki memleketi kurtarmak için evvela büyük adam olmak lazımdır der ve bunun için birde numune intihap eder (yani örnek seçer) onun gibi olamayınca memleketin kurtarılamayacağı kanaatinde bulunur, işte bu adam değildir. Atatürk’ün bu mana ve muhtevası derin sözü benim çok hoşuma gider. Yani Herkes kaptan olamaz, birileri tayfa olmak zorundadır. Bitlis Gençlik ve Spor il Müdürlüğünde, yani spor salonundan antrenmanlara çıktığım yıllarda hiç komplekse kapılmadan, hiç ben sporcuyum buranın temizlikçileri yok mu havasına girmeden, her gün antrenmandan sonra alırdım elime paspası koca salonu silerdim. Yine birçok kişinin kullandığı soyunma odamızı her gün silerdim, yada yıkardım. Bugün yine ilimizin sporu ve gençliği için, daha doğrusu Bitlis için bana ne düşerse seve seve yaparım. İlla bir makam sahibi olmaya gerek yok.


Yaptıklarınıza şahidiz hocam. Makamsız da hizmettin mümkün olduğunu bize de bugüne kadar çalışmalarınız la göstermiş oldunuz. Peki hocam size o yanlışı yapanlarla neden mücadele etmediniz. Neden hala biz sormasak susuyorsunuz? Yada niye isimlerini zikretmiyorsunuz?


Her ne kadar boş olsa da, bardağın dolu olduğuna kendimi inandırırım. İnsanın kendisini kandırması zor oluyor fakat ben bunu başarıyorum. Bu sebeple ne olursa olsun, yaşanmış güzel anılara saygımdan taviz vermem. Keşke diğer olumsuzluklarda olmasaydı. Fakat bizim milletimiz kimin ne olduğunu iyi biliyor. Bazı kendisini bilmezlerle bırakın mücadele etmeyi, konuşmaya bile değmediklerini düşünüyorum. Bununla ilgili bir anımı da sizinle paylaşmak isterim. Çok hürmet ettiğim bir ağabeyim bir gün anlatmış ve bir kenara kaydet Serdar demişti. Bu ağabeyim başından geçen olayı şöyle anlatmıştı; bir gün biriyle laf kavgasına girdim. Herkes geldi bana kızdı. Kimi aile büyüklerim suratıma tükürdüler. Halbuki kesinlikle haklıydım. Ama herkes bana kızıyordu. Çok sevdiğim bir dostuma sordum, ya bu niye herkes bana kızıyor böyle? Halbuki haklıyım da. Dostum cevaben dedi ki; ya senin haklı olduğunu biliyor herkes ama öyle yaramaz biriyle atışmanı kimse hazmedemiyor. Yani Serdarım şunu anladım; tartıştığın adam, yaptığın tartışmaya deymeli. Yoksa herkes işte böyle benim yüzüme tükürür demişti. Bu ağabeyimin bu anısı ve bu sözleri kulağıma küpe oldu. Bir şey daha anlatayım. Genç kurt, yaşlı kurdun yanına varmış, ya bu köpeklerle ne yapacağım? Benimle çok uğraşıyorlar demiş. Yaşlı kurt derin bir nefes aldıktan sonra genç kurdun gözlerine bakarak, cevaben demiş ki; bir kurdun arkasından bin tane köpek havlamazsa o kurda kurt demem ben, demiş. Ne demek istediğimi anladınız galiba.


Peki hocam TBMM’de ki mevcut Bitlisli siyasetçilerimizden hangisinin çalışmalarını beğeniyorsunuz? Yada yeterli buluyorsunuz?


Parlamentodaki bütün vekillerimiz halkımız tarafından seçilmiş temsilcilerimiz olup, başımızın tacıdırlar. Halkımızın seçtiği bu temsilcilerimizi ilimiz için daha fazla bir şeyler yapmaya teşvik etmeli, daha fazla sıkıştırmalı, enerjilerini daha fazla Bitlis için kullanmalarını sağlamalıyız. Buna beşinci vekilimiz Tekin Bingöl’de dahildir.


Peki sizce ilimizin sporuna en fazla faydası olan siyasetçimiz hangisidir?


Bitlis’e kurulmuş olan Spor Lisesi Cemal Taşar’ın eseridir. Ülkemizde sayısı 20’yi geçmeyen bu önemli eseri ilimize kazandıran Taşar’a şükran ve minnet borçluyuz. Yine Tatvan spor salonunun bitirilmesi için çeşitli girişimlerde bulunduğu, Nemrut kayak tesislerinin sorunlarının çözümü için çaba harcadığı ve her branştan ilimizin sporuna ve gençliğine yakın ilgisi de ayriyeten taktire şayandır. Ankara’da talebe olduğum yıllarda Bitlis’te spor lisesi ve Liselerde spor bölümü olmadığı için, Bitlisli birçok sporcu kardeşimiz benim aracılığımla Ankara’ya gelmişti. Bunların okul ve yurt kayıtlarını Sayın Taşar yapmıştı. Yine bu çocukların çeşitli sıkıntıları ile yakından ilgilenmişti. Yine Vahit Kiler’in Bitlis 1. Amatör küme ligine sponsor olması ilimizin futbol sporu için önemli bir durumdur. Nezir Karabaş ve Zeki Ergezen’i de unutmamak gerekir onlarında ilimizin sporuna çeşitli hizmetlerinin olduğu bilinmektedir. Beşinci Vekilimiz Tekin Bingöl’ü de unutmamalıyız. Bingöl’ün de ilimizin sporuna değerli katkılarının olduğuna bizzat tanık olmuş biriyim.


Vahit Kiler size sponsor olamazmıydı?


Eğer Milletvekili olmasaydı olurdu. Biliyorum nedenini de soracaksınız. Ben diyeyim; Milletvekillerinin işi gerçekten de çok zor. İnsanlar değişik taleplerde bulunuyorlar. İnsanların bu taleplerine yetişmek olağanüstü bir enerji ve ekonomik güç gerektiriyor. Dolayısı ile bu taleplerin öncelikli olanlarıyla ilgilenmeleri gerekiyor.


Mesela


Mesela engelli bir vatandaşımızın bir sorunu bence onların spordan da, sporcudan da, hatta her şeyden önce ilgilendikleri bir durumdur. Yine önemli pozisyondaki bürokratlarımızın sorunları, yada şartları olgunlaşmış hemşerilerimizin bürokraside ki terfi durumları, yada sağlık sorunları olan vatandaşlarımızla ilgilenmek, ilimize çeşitli yatırımların yapılması için çeşitli projeler üretmek ve bunları yatırım programlarına aldırmak, takip etmek, yasama çalışmalarına katılmak vs… bence onların önceliğidir. Böyle olması da gerekiyor. Birde şunu da unutmadan belirteyim; daha önce bana sponsorluk yapmak isteyen çok değerli ağabeylerimiz oldu. Kendilerine cevabım ben iyi kötü spor hayatımı idame ettirebiliyorum. Ekonomik durumumum da fena sayılmaz. Fakat mağdur sporcularımız var. Bir yağmurluğu, bir ayakkabıyı, hatta bir antrenman tişörtünü alamayacak durumda olanlar var. Bu sebeple bu sporcu kardeşlerimiz bırakmak zorunda kalıyorlar. Onlara yapacaklarınızı kendime yapılmıştan daha memnuniyetle karşılarım. Çoğu zaman bu şekilde olmuştur cevabım. Hepsine çok teşekkür ediyorum.


Peki hiç sıkıntı çekmediniz mi hayatınızda, yada ne bilelim hiç çalışmadınız mı?


Bakın güzel kardeşlerim sıkıntı çekmeyen insan yoktur. Peygamberimiz Hz. Muhammed SAV Efendimiz Allah’ın Resulü değimliydi? Allah’ın en sevdiği kulu değilmiydi? O bile çok sıkıntı çekmiştir. Müşrikler başına neler neler getirmiştir. Peygamber efendimiz bile çalışmış, uğraşmış sürekli bir çırpınma içerisinde olmuştur. Biz onun yanında neyiz ki? Tabi biz peygamber efendimiz gibi savaşmadık ama kendi adıma konuşuyorum sürekli bir çalışma içerisinde oldum. Hem madden, hem de manen bu çırpınışımın izahı mümkündür? Maddi çırpınışımdan örnek vermek isterim. Çocukken yaz aylarında  sabah ezanını müteakip Bitlis sebze ve meyve haline gider köylülerin getirdiği taze mısırları alır eve getirirdim. Kazanda haşlar, kovalara doldurur, götürüp satardım. Sonra o yorgunlukla gider antrenman yapardım. Mısır dönemi bittikten sonra ayakkabı boyacılığı yapardım. Sonra mahallede meyve satardım. Küçük eriklerden halden kasayla alır, kovalara doldurur bardakla satardım. Maydanoz sattığım günleri hiç unutmam. İnşaatta çalışmışlığımda çoktur. Sürekli hayatım dolu dolu çalışarak geçti. Bir gün işim yatmak olsun yada gezmek olsun dediğimi hatırlamam. Tabi az önce ifade ettiklerimi yaparken yanlış anlaşılmasın. Belki çok ajite olduk ona da açıklık getireyim. Hatırlıyorum Babamın arabası varken, mahalle başında (Bitlis’in yerel şivesiyle bir mahalle ismi) çocukken üç dört saat oturur geçen arabaları sayardık yirmiyi geçmezdi. Bunlarında yarısı emniyettin, askeriyenin yada diğer resmi kurumların aracı idi. Hatırlıyorum on beş, on altı yıl önce bizim ev, diyebilirim Bitlis’in en güzel evlerinden biriydi. Yani sürekli bir şeylerle meşgul olma gayem, zararlı alışkanlık ve çevrelerden uzak durmak isteyişimden kaynaklanıyordu. Önemli olan kazandığım paranın çokluğu, azlığı da değildi. Yaptığım işin verdiğim emeğini karşılığını almaktı. Kendi kazandığım parayı harcamak bana ayrı bir haz veriyordu. Hatta hiç unutmam kova mısırcılığı yaptığım yıllarda neredeyse mısır tüccarı olmuştum. Onu da kısaca anlatayım; mısırın çıktığı dönemler Temmuzun ortaları idi. Temmuzun başında gider halde önceki yıllarda en iyi mısırın geldiği komisyoncularla anlaşırdım. Kendilerine gelen mısır ne olursa olsun alacağımı beyan etmem koşulu ile sadece mısırı bana satarlardı. Tabi ben sürekli peşin parayla aldığım için güvenirlerdi. Babam benimle hale gelmez bu işlere bakmazdı ama haldeki komisyoncular tahminimce birazda Babamdan dolayı bana da güvenirlerdi. Çünkü bir defasında anlaştığım bir komisyoncu mısırımı başka birine satmaya çalışınca yanındaki elemanı Bitlis şivesiyle “Sabri abenın oğlido” demişti. Babam yaklaşık 30 yıldır Ziraat bankası Bitlis Şubesinin veznedarlığını yapar. Komisyoncularda kısmen spekülatör sayılırlar. Yani parayla işleri döndüğü için bankaya çok giderler. Herhalde beni de Babamın yanında görmüşlerdi.


Yine Ankara’daki talebelik yıllarımda üç iş birden yaptığımı ve birçok yerden para kazandığımı  hatırlıyorum. Antrenörlük yapıyordum. Özel ders veriyordum. Kulüpten maaş alıyordum. Okulumuz başarılı öğrencilere burs veriyordu bende nasipleniyordum. İsmi lazım değil bir gazetede çok çalıştım bayağı paramı yediler. Yarışmalardan para kazanıyordum. Yine arkadaşlarımın ödevlerini para karşılığı yapıyordum. Ülkemizin çeşitli yerlerinde BESYO’larda “Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu” okuyan arkadaşlarım beni arar çeşitli ödevlerini söylerlerdi. Bende ilk başta hep yapıyordum. Sonra baktım bu arkadaşlarım, arkadaşlarının ödevleri içinde beni arıyorlar. Bende işi ticarette dönüştürdüm. Aslında yüzüm kızarıyor şimdi ama ne yapayım masrafımda oluyordu. Yani talebe iken çok rahat üç memurun aylığı kadar elime para geçiyordu. Abartmıyorum çokta cömerttim. Kaldığım Başkent öğrenci yurdunda kaldığımız katta bana borcu olmayan çok az öğrenci vardı. Okulda yine öyle. Tabi dönüşü olan pek nadirdi. Hatta bir defasında hiç unutmam yurtta daha önce borç verdiğim öğrenci ağabeylerden birinden paraya sıkıştığım için verdiğim borcu istemek yerine dedim ki ağbi Gazeteden maaşımı alamadım bu sıra durumum iyi değil, paraya ihtiyacım var. Oda bana cevaben hadi lan Salatalık ne yapacaksın parayı? Sen ancak ya anfi’de  sabahlara kadar ineklersin, ya it gibi çalışırsın, yada eşek gibi koşarsın demişti. Bunun üzerine korktuğumdan değil ama üzüntümden başımı önüme eğip haklısın demiştim. Yapmış olduğum insanlığımın karşılığı bu olmamalıydı. Sabahlara kadar anfi’de ineklemek demişti ya bana, ben okula başladığım ilk dönem okula devam edemememe rağmen o inekleme sayesinde üç buçuk yılda mezun oldum. O ise en son görüştüğüm arkadaşlardan öğrendiğim kadarı ile okulu yedinci yıla uzatmıştı. Konumuz bu değil tabi fakat buda işin başka bir tarafı oldu.Az önce sordunuz ya, hiç çalıştınız mı diye, hatırlayabildiklerim bunlardı.


Etkilenmedik desek yalan olur. Hocam ilimizdeki internet gazetelerini nasıl buluyorsunuz? Bunlarla ilgili ne söylemek istersiniz?


Bitlisliler olarak Timuçin Han’ın hakkını ödeyemeyiz. İlk defa Bitlisim.com’u kurup ilimize Bitlisim.com sayesinde çok şey kattı. Çok şey öğretti. Çok değerli insanlarımızı tanımamıza sebep oldu. Timuçin ağabeye buradan minnettar olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yücel Oto ağabeyimiz, Timuçin ağabeyden pek farklı sayılmaz kendisine çok şey borçlu olduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Yücel ağabey ortak bir arkadaşımız ile ilgili bazen beni krize atar ama ne yapayım? Zafer Bağatur, Emre Nasır, Muhammed Binzet, Naim Avcı, Özkan Olcay, Gürkan Olcay, Rahmetullah Aydoğdu, Cihan Kaplan, Caner Yamaç, Mehmet Gürbüz, Sinan Aygül, Nimetullah Atal, Şahin Günbay, Kamil Oğuz, Mahir Okay, Şakir Süzer, Barzan Şerefhanoğlu, Fırat Sevim hepside ilimize internet gazeteciliği anlamında önemli hizmetleri olmuş değerli şahsiyetler. Hepsine şükran ve minnet borçluyuz. Zafer Bağatur, Rahmetullah Aydoğdu ve Cihan Kaplan ile aramızda geçen bir konuyu ayriyeten bir gün kaleme alacağım. Ciho diye Bitlis şivesiyle hitap ettiğim, Cihan’ın başıma çevirdiği filmi mutlaka bir gün anlatacağım. Tabi Rahmetullah Aydoğdu’nun sayesinde film çevrilmişti, oda ayrı mesele…Unutmadan ilimizin bu internet gazetelerinde çok değerli bilgilerinden yararlandığımız Necmi Yelkikanat, Servet Zülfikar, Azmi Gündoğdu, Şerif Kızıltaş, Hüseyin Olan, Osman Fatih Şanlı, Cahit Zülfikar, Erkan Güçavlı, Ersin Güngördü, Faruk Okuyucu,Törehan Serdar, Nur Ersen, Cumali Ayaz, Mehmet Sait Durer ve Cengiz Kanık’a da hayatlarında başarı,huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum.


İnternet gazetecilerimizin dışındaki diğer gazetecilerimiz için ne söylemek istersiniz?


Bitlis’in dışında yaşayan çok değerli Bitlisli Gazetecilerimiz var. Bunlar; Gökçer Tahincioğlu, Burhan Dodanlı, Erol Çiriş, Kamil Oğuz, Rujhat Avşar, Ergun Babahan, Eyüphan Karabulut, İlhami Nalbantoğlu, yine çok değerli program yapımcıları var. Bunlar; Cem Adam, Engin Baytaş, Özcan Adam gibi mükemmel insanlar, harika hemşerilerimiz var. Yine Bitlis’te Necdet Olcay, Serkan Olcay, Berrin Arslan, Celal Saydam, Özcan Çiriş, Ercan Çiriş, İlhan Karabulut, Şenet Toktaş, Cemalletin Kızılkaya, Fuat Tapan, Vahit Olcay, Behvat Şerefhanoğlu, H. Barzan Şerefhanoğlu, Özkan Olcay, Gürkan Olcay,  Mehmet Okay, Yavuz Topallı, Mehmet İrim, Fettah Yeşilyaprak, Ferhan Çelebi, Yusuf İdiz, Harun Bilen, Mahir Okay, Halis Olcay gibi ilimize hizmet eden çok değerli gazeteci ağabeylerimiz var. Hepsine bir Bitlisli olarak minnet borçlu olduğumuzu ifade etmek isterim. Çok zor koşullar altında çalışıp ilimizin birçok sorunu ile herkesten daha fazla ilgilenmek zorunda kalıyorlar. Bu sorunları gündeme getirmek gibi çok zor bir görevi ifa ediyorlar.


Yaklaşık üç yıldır yayın hayatını sürdüren Bitlis Bülteni 13 dergisinin Ankara Temsilciliği ve Spor servisi müdürlüğünü yapmış biri olarak bu çalışma ile ilgili neler söylemek istersiniz?


Büyük mütefekkir Cemil Meriç ne güzel der; Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz, dergi hür tefekkürün kalesi… Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap çok defa, tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı, dergi ise; bir zekalar topluluğunun, bir neslin vasiyetnamesidir dergi; daha doğrusu mesajı...


Bu çalışmanın evet Ankara temsilciliği görevini yaklaşık iki buçuk yıl yaptım. Yine spor servisine iki buçuk yıl baktım. Buna servis müdürlüğü demeyelim, çünkü spor işlerine tek başıma bakıyordum. Çok değerli çalışanları ve yazar kadrosu sayesinde kendimi çok geliştirdim. İlk yazı işleri müdürümüz Ahmet ağbi, Rukiye, Başak, Zeynep ve Birsen ablalarım, Metin, Alaattin, Nesur, Bahtiyar, İlhan, Murat ağbilerim, yazarlarımız Rüveyda Gündoğdu ve Nejla Eker Tiyenşan hocalarımız, Faik Tarımcıoğlu, İrfan Cenkçi, Fuat Nazmi Barutçu, Cahit Zülfikar, Mezher Yürek, Fırat Ersan, Serdar Karaman, Süleyman Karatekke, Behçet Kocaman, Mehdi Avis, Şerif Duman, Niyazi Altılar’ın çeşitli konulardaki yazıları ve bu çalışmada yayımlanan birçok söyleşi ve haber sayesinde çok değerli bilgiler edindik. Bitlis’in birçok sorunu bu dergi sayesinde gündeme getirildi ve çözüme kavuşturuldu. Bu çalışmanın ilimize kattıklarını anlatsam sayfalara sığmaz. Bülten 13’ün ilimiz için başardığı o kadar çok şey var ki,  kurup yayın hayatını idame ettiren başta Eyüphan Karabulut ağabeyim olmak üzere, İlhan Karabulut, Alihan Karabulut ve tüm Karabulut ailesine çok şey borçluyuz. Kendi adıma bende çok şey borçluyum. Eyüphan ağabeyin sıcakkanlılığı, mütevaziliği, babacanlığı en önemlisi adam gibi adamlığını yazsam sayfalara sığmaz. Bir Bitlisli olarak, Bitlis için yaptıklarından dolayı, Karabulut ailesine yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Tüm Bitlisliler olarak bu çalışmaya sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.


Spor hayatınız boyunca unutamadığınız bir anınız varmı?


Çok anım var. Fakat hiç aklımdan gitmeyen bir anımı sizlerle kısaca paylaşmak isterim; bir gün Eskişehir’de yapılacak olan Türkiye dağ koşuları şampiyonasına gitmek üzere hazırlığımı yaptım ve yola çıktım. Türkiye Şampiyonası final sıvalarımızın olduğu döneme denk geldiği için, yaklaşık 20 gün boyunca gece gündüz ders çalışmıştım. Bazen sabahlara kadar uyumadığım bile oluyordu. Bu şekilde yarışmaya gitmek bile doğru değildi. Fakat ben sonuncu bile olsam gitmeye kararlıydım. Ankara’da AŞTİ’de otobüse biner binmez uyumaya başlamıştım. Eskişehir’de gözlerimi açtığımda gecenin yarısı idi. Otogarda servis’te yoktu. Benimle birlikte inen yolcuları da yakınları karşılayınca ben tek başıma merkeze özel araç tutmak zorunda kalmıştım. Taksici gece tarifesi filan deyip beni de epey dolaştırdıktan sonra spor il müdürlüğünün önüne bırakmıştı. Beklemediğim bir ücret istemiş bende yorgun halimden ötürü hiç itiraz bile etmemiştim. Her yer kapalı idi. Haziran ayı idi havada ılıktı spor salonunun  önünde ki çimlere uzandım çantamı da yastık yaptım ve uyudum. İki saat filan kestirdikten sonra gün aydınlanmaya başlamıştı ve uyanıp hemen bir restauranta gittim kahvaltı yaptım. Hesabı ödemek için kalkınca paramın iyice azaldığını gördüm. Taksiciye beklemediğim bir ücret ödemiştim. Yarışmada barajı geçip harcırahımı alamasam sıkıntı yaşayacaktım. Hafta sonu olduğu için Babamdan para istememde mümkün değildi. Tek çare yarışmada barajı geçip harcırahımı almamdı. Aslında Eskişehir’de, Eskişehirli çok sevdiğim sporcu ve antrenör ağabeylerim vardı. Hatta yarışmaya gelen, camiadan çok değerli ağabeylerim vardı, onlardan bile ihtiyacım olan parayı temin etmem mümkündü. Fakat başıma ilk defa geldiği için bu sıkıntımı söylemekten biraz çekiniyordum. Neyse yarışma parkuruna gittim. Orda Bitlis’ten gelen sporcular ile bir süre sohbet ettikten sonra ısınmaya başladım ve ilk yarışma büyüklerin olduğu için start yerine gittim. Bir süre sonra yarışma başladı o yorgun halime rağmen yarışmada 4. oldum ve büyükler branşında Avrupa dağ koşuları şampiyonasında ülkemizi temsil etmeye hak kazandım.


Yarışmalar bittikten sonra Bitlis’ten gelen kafile başkanımıza federasyon muhasebecimizden harcırahımı almasını rica ettim. Bana cevaben Serdar valla senin ismin kafile listesinde yok dedi. Nedenini sormadan, Fadıl hoca seni yazdırmamış dedi. Bende ya daha birkaç gün önce Fadıl hocayla görüştük beni de eklemelerini istedim. Oda bana tamam Serdar söylemene gerek yok biz zaten biliyoruz dedi. Sonra madem yazmayacaktınız deseydiniz ben Ankara adına, Van adına, Ağrı adına yada başka bir yer adına yazdırırdım. Valla onu Fadıl’la konuş dedi. Genç erkekler kategorisinin yarışmaları başlamak üzere iken baktım Fadıl hoca Serdar gel yukarı çıkalım oradan yarışmayı izleyelim dedi. Çıktık tepeden sporcuları izlemeye başladık. Bende konuyu açtım niye beni yazmadınız hocam yarışma listesine? Yazsaydınız ne kaybınız olacaktı? Sadece federasyon masrafımı verecekti deyince oda bana Bitlis Gençlik ve Spor il müdürlüğündeki ilgili yetkililerin buna müsaade etmediklerini filan söyledi. Bende o kurumda benim iyiliğimi istemeyecek, yada beni sevmeyen kimse olamaz dedim. Sonra müsabaka yazısı benim yasal hakkım. Kimsenin bir kaybı yada ekstradan yapması gereken bir iş yok ki, sadece kafile listesi yazılırken benim adım yazılacak bunu kim niye istemesin ki dedim. Neyse sohbet devam ederken gençler kategorisinde yarışan sporcumuz Mahmut ön grupta geliyordu. Mahmut’tun durumunun iyi olmadığı ve kendisini çok zorladığı belli oluyordu. Bir sonraki tur Mahmut yanımıza geldiğinde düştü ve bayıldı. Tabi Mahmut’a acil müdahale gerekiyordu. Yarışma dağ koşusu idi ve dağın uzak bir yamacında idik. Mahmut’u biraz ben, biraz Fadıl hoca sırtlayarak yola kadar indirmiştik. Çaresizce ambulans bekliyorduk. Başta kalp masajı olmak üzere, bütün ilk yardım müdahalesini yapmamıza rağmen Mahmut kendisine gelemiyordu. Bütün Bitlisliler Mahmut'un başına toplanmıştık, çaresizlik içerisinde idik, ağlıyorduk. Yanımıza yetişen başta yarışma direktörü olmak üzere, diğer yetkililere Fadıl hoca, olım nasıl iş yapıyorsunuz? Ambulans olmadan mı yarış başlatıyorsunuz? Hiçbir sağlık görevlisi yokmu? Şeklinde sorular sorarken sanırım yarışma müdürü ters bir cevap verdi. Fadıl hoca’da onu vurmaya kalkışırken, baktık ki ambulans geldi ve hemen ilk müdahale yapıldı. Ambulansın içerisine alınan Mahmut’a yapılan müdahaleler sonucu Mahmut’un iyi olduğu doktor tarafından söylendiğinde, o kadar rahatlamıştık ki gözyaşlarımız yerini sevinç gözyaşlarına bırakmıştı. Fadıl hocanın o çaresizlik içerisindeki üzüntüsünü, görevlilere o haklı sinirli bağırışını hiç unutamıyorum. Aslında o anı genel itibarı ile unutamıyorum. İşte orada anladım ki dünya boş...  Hemen Ankara’ya dönmem gerekiyordu. Pazartesi günü son final sınavım vardı. Çocuklardan hatır isteyip döndüm. İşte böyle anılarımızda oldu. Sanırım ne demek istediğimi anladınız.


Peki bahsi geçen sporcunun yaşadığı travma sporcuların sürekli yaşadığı bir durum mu? Birde hani paranız bitmişti Ankara’ya nasıl döndünüz?


Mahmut yarışmada başarılı olmaya kendisini gereğinden fazla kaptırınca, beyin fonksiyonları normal çalışmamaya başlamış. Merkezi sinir sistemi ile, beyin, kas koordinasyonu normal çalışmamaya başlayınca vücut yarışma içerisinde fazla zorlamadan ötürü  borçlanmaya girmiş. Tabi buda çok tehlikeli bir durum. Allah kurtardı. Tabi Fadıl hocanın dağ başındaki dualarını da unutmamak  gerekir. Para mevzusuna gelince, Babamı aradım ve parasız kaldığımı, utandığım içinde kimseden isteyemediğimi söyledim. Babamda bana kartın yanında mı diye sordu. Bende evet dedim. Tamam yatırıyorum git al dedi. Gittim bankamatiğe hakka ten 10 Dak. içerisinde istediğimden fazlası yatmıştı. Babam yaklaşık 30 yıldır Ziraat Bankası Bitlis şubesinde Veznedarlık yapıyor. Çoğu zaman hafta sonları işe gitmek zorunda kalıyor. Hiç sormadım ama o günde işte olabilirdi. Yada kendi bankamatiğinden havale yapmış olabilirdi. İsmimin müsabaka listesine yazılmamış olmasını da artık unutmuştum. O anki öfkemden de eser kalmamıştı. Babama, Anneme ve kardeşlerime çok şey borçluyum. Çok kahrımı çektiler. İnşallah onlara bundan sonraki yaşantımda layık bir evlat ve layık bir ağabey olurum.


Hocam telefonunuz her arandığında Beşminare türküsü çalıyor, sizi cebinizden aradığımız vakit, çalarken dinletinizde Bitlis’in tanıtımı ile karşılaşıyoruz. Telefonunuzda Bitlis kalesinin fotoğrafı var, yani sadece telefonunuzda Bitlis ile ilgili birçok şey var. Sonra Bitlis’in temizliği ile ilgili broşürler hazırlatıp dağıtıyorsunuz, Bitlis ile ilgili sürekli çeşitli projeler hazırlıyorsunuz. Vs… Bizde Bitlisliyiz fakat sizdeki bu aşırı Bitlis sevgisinin özel bir nedeni varmı?


Güzel kardeşlerim bizim sevgimiz yada yaptıklarımız nice hemşerilerimizin yaptıklarının yanında devede kulak bile sayılmaz. Bugün Eren, Gencer, Özgür, Haşemoğlu, Barut, Bingöl, Peker, Kiler, Ensari, Karahan ailelerinin Bitlis’e yaptıklarının yanında bizim yaptıklarımız, Hz. İbrahim’e su taşıyan arı misali olur. Yine ilimizin her türlü sorunuyla ilgilenen çok değerli hemşerilerimiz var. Uzun yıllardır yılın büyük kısmını Bitlis dışında geçirdiğim için, Bitlis’i çok özlüyorum. İnanın bizim o pis kokulu deremizin hışıltısını dinlemeyi dahi özlüyorum. Serin havamızı, serin suyumuzu özlüyorum. Cebindeki son bir lirasını bile verip sana çay ısmarlayacak kadar menfaatçilik bilmez adam gibi insanını özlüyorum. Damlı kahvede oturmayı özlüyorum. Yağan karının altında yürümeyi özlüyorum. Karda, ayazda, yağmurda, çamurda meşhur Dideban dağının eteklerinde, yada Duap yolunda koşmayı özlüyorum. Ecevit ağabeyin “Ecevit Sulukaya - Dideban Kayak kulübü başkanı” Dideban dağına yapacağı kayak pisti ile ilgili hayallerini dinlemeyi özlüyorum. O kadar çok şeyini özlüyorum ki fırsat buldukça Bitlis’e gidip gelmek yetmiyor. Hep orada olmak istiyorum.


Değişik bir Bitlis perversiniz. Hocam bu röportajımızı yayınlayacağımız Bitlistespor.com’un kurucusu ve bir süre Genel yayın danışmanlığını yapmış birisi olarak bu site ile ilgili ne söylemek istersiniz?


Önce şunu belirtmek isterim. Bu sitenin tek başıma kurucusu olmadığımı sizde biliyorsunuz, bu sebeple sorunuza bir çoğul eki bırakmamız gerekiyor. Yoksa diğer arkadaşlara karşı haksızlık olacağı kanaatindeyim. Bu siteyi ben ve Bitlishaber.net’in sahibi Zafer Bağatur birlikte kurduk. Daha sonra çeşitli arkadaşlar bu sitede görev aldılar. Şimdide bayrağı siz devraldınız. İlimizin sporu için çok değerli işler yapıyorsunuz. Bitlisli bir sporcu olarak size bütün kalbimle teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını ve kolaylıklar diliyorum.


Hocam sizinde hakkınızı ödeyemeyiz. Bunları sizin sayenizde başardık. Bizde size teşekkür ediyor, bundan sonraki yaşantınızda sağlık, huzur ve başarılarınızın devamını diliyoruz.


Not:Serdar Durer’le bir süre önce yapmış olduğumuz bu söyleşiyi bugün yayınlama imkanı bulabildik. Tüm Bitlistespor.com müdavimlerinden özür diliyoruz.


Bitlistespor.com



Bitliste Spor - Bitlis Atletizm, Kayak, Van Gölü, Su Sporları, Bitlis Spor, Özgüzeldere Bitlishaber.net Bitlis'in ve Bitlis'linin yeni adresi.

Copyright © 2007 Bitlistespor.com
Tüm hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.